Amerika Ekonomisi | Ekonomi,Altın fiyatları,Borsa,Ekonomi haberleri,Forex,dolar,euro,Petrol,altınpiyasa,piyasalar,çeyrek altın,yakıt fiyatları
Yeni Sayfa 1

En Az Yakan Arabalar  

  Hisse Senedi Onerileri

Ufo Enerji Maliyeti

Altin Yukselecek mi?

Facebook Sayfası

oto kiralama izmir karın estetiği online film izle


Amerika Ekonomisi

12 Şubat 2014 Yazan  
Kategori ABD

Yorum yapın Paylaş



abdAmerika ekonomisi, Amerika vatandaşlarının giderlerinin son 3 senenin zirvesine çıkmasıyla 2013 yılı 4′üncü çeyreğinde % 3.2 büyüdü.

2012 yılı verilerine göre Çin, gerçekleştirdiği toplam ithalat ve ihracat rakamları ile Amerika Birleşik Devletleri’ni geride bırakarak dünya birincisi oldu.Amerika Birleşik Devletleri’nin 2012 ihracat ve ithalat toplamı 3.82 trilyon dolar olurken, 3.87 trilyon dolarlık ticaret yapan Çin, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nin önüne geçti.

Böylece 2012 yılında dünya ticaretinin yeni lideri olan Çin, Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ticaret hâkimiyetini sona erdirmiş oldu.

Aynı zamanda Çin 231,1 milyar dolarlık ticaret fazlası verirken Amerika ise 727, 9 milyar dolarlık rekor ticaret açığı verdi.

II. Dünya Savaşı’ndan ve 1950’lerden sonra ABD pazarı kendisinden sonra gelen İngiltere’den dokuz kat daha büyük bir hacme ulaşmıştır. Bu dönemde ABD sanayii hiçbir ülkenin ulaşamayacağı üretim ve satış ka­pasitesine sahipti.

Yine bu dönemde teknolojik yarışta ABD ön sırada idi. ABD şirketleri, yabancı şirketler1e rekabet değil, onların yapamadıklarını üreterek pazarlara hakim ol­muştu

İlk ve ortaöğretimin zorunlu olması Amerikan işçisi­ni daha nitelikli kılmış ve yüksek teknolojiyi daha kolay uygular hale getirmişti.

Dünyanın hemen her tarafında yoksulluk varken Amerika’nın zengin olması, kişisel tasarrufun düşüklüğüne rağmen büyük bir sermaye birikimine yol açabil­mişti.

Diğer ülkelerde yüksek nitelikli kimseler devlet veya askeri yönetimde görev alırken ABD’de şirket yönetici­si olarak görev almışlardı.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra yanmış yıkılmış bir dün­ya içinde üstün teknoloji, büyük sermaye, eğitimli işgü­cü ve ehliyetli yöneticilerle büyük bir pazara hakim olan ABD hem ekonomik, hem siyasi, hem de askeri güç bakımından zirveye tırmanmış ve o dönemde bir anlamda dünyayı tek kutuplu hale dönüştürmüştü. Bu itibarla, 20. yüzyılı Amerikan yüzyılı olarak adlandır­mak moda olmuştu.

1990’lı yıllara doğru gelindikçe diğer ülkeler yavaş yavaş Amerikan pazarının boyutlarını yakalama yarışı­na girmişlerdir.

Araştırma-Geliştirme harcamaları bakımından ABD liderliğini kaybetmiş ve onuncu sıralara doğru gerilere gitmiştir. ABD’de alınan patent sayıları düşmeye başla­mıştır.

ABD’ deki 180 günlük okul yılı, Almanya’nın 240, Ja­ponya’nın ve Kore’nin 250 civarındaki günlük okul yılı ile karşılaştırılınca ABD’deki geri sayısın sebepleri an­laşılacaktır.

1990’lı yıllara gelindiğinde ABD, 21 sanayileşmiş ül­ke arasında kişisel tasarruf oranı en düşük ülke haline gelivermiştir. Amerikalı bir aile gelirinin % 5’ini tasar­ruf ederken bu oran örneğin Japonya’da % 15 civarın­dadır.

Altyapı yatırımlarına gereği gibi pay ayrılmayışı da verimliliği süratle düşürmüştür.

ABD’de üretim düşerken, ürün kalitesi, zamanında teslim, satış sonrası hizmet, işbaşı eğitimi gibi konular­daki önderliğini başka ülkelere devretmiştir.

“Head to Head” yazarı aynen şöyle demektedir: “20. yüzyılın ikinci yarısında Amerika “başlatan”, Avrupa ve Japonya “takip eden”di. 21. yüzyılın başında roller tersi­ne dönecek, Amerika da oyunu Avrupa ve Japonya’nın kurallarına göre oynamak zorunda kalacaktır.

21. yüzyılın “dişe-diş” anlamındaki acımasız rekabet ortamına Amerika’nın hazır olmadığı gibi bir genel ka­nı yaratılmıştır.

ABD ile ilgili daha da kötümser görüşler vardır. Harry E. Figgie “İflas 1995″(2) adlı kitabında çok kötüm­ser bir tablo çizmektedir. İflas 1995 adlı kitabın yazarı Amerika’nın aşırı borçlanmasının yaratacağı tehlikelere dikkati çekmektedir. Yazara göre; 2000 yılında ABD’nin bütçe açığı 1984 rakamının 33 katına, borcu 14 katına ve borç faizi de 29 katına çıkacaktır. Başkan Busch döneminin sonunda 4 trilyon dolarlık borcun fa­iz yükü olan 293 milyar dolar toplam vergilerin % 52’si­ni götürmüştür. Reagan döneminde ise bu oran % 43 civarında idi.

ABD’nin 1992 yılında bütçe açığı 400 milyar dolara ulaşmıştır. Bir ülkenin geliri ile gideri arasında bu denli bir uçurumun ortaya çıkması akıl almaz bir olaydır. Bu gelişmelerin sonucu ülke bir hiperenflasyonla karşılaşa­bilir veya ABD gibi bir dev borçlarını ödeyemez hale düşer.

İflas 1995’in yazarı ne yapılması gerektiğini konu­sunda ise şunları ifade ediyor: “Bütçe açığı kapatılmalı, borçlanma azaltıımalı, politikacılar daha güven verici olmalı, vergiler yükseltilmeli, devlet zarar eden işletme­lerin zan;lf1p.ı karşılamamalı, para matbaasından uzak durmalı… ”

Bu öneriler her ülke için geçerli olduğu gibi Türkiye için daha da geçerlidir.

Bütün bu karamsar görüşlere rağmen ABD halen her anlamda süper-güç’lüğünü korumaktadır. Son eko­nomik göstergelere bakıldığında durumun o kadar da vahim olmadığı söylenebilir.

1994 yılı sonuna gelindiğinde ABD’nin yıllık geliş­mesi % 4.3 civarındadır. Sanayi üretim % 6.6 artmıştır. İşsizlik oranı ise % 6.7 civarındadır. Bu rakam Avru­pa’nın bazı ülkeleriyle kıyaslandığında o kadar büyük değildir. Fiyat artışları ise, tüketici fiyatlarında % 3, toptan fiyatlarda % 2 ortalama artış vardır. Bu olumlu rakamlara karşılık, ABD’nin en son on iki aylık ticaret açığı 154 milyar dolara ulaşmıştır. Cari açığı 127.7 mil­yar dolardır. Döviz rezervleri ise, 64 milyar dolar civa­rındadır.

ABD’nin geleceği ile ilgili bir kurgu senaryo yazan(3) William Merwin “Amerika’nın Yeniden Yapılanması” adlı kitabında 2000’li yıllar için “Tek Millet mi, yoksa ikiye bölünmüş bir Ülke mi?” sorusunu sorabilmekte­dir. Yazarın endişesi zenci nüfusun süratle artışıdıf. Di­ğer taraftan, 2013 yılına gelindiğinde petrol üretimin­deki azalmanın ABD’yi ne denli sıkıntıya düş üre ce ği konusunda endişeler ileri sürülmektedir.

“The Economist” mecmuasının “1994’te Dünya” ko­nulu ilavesinde ilginç tahminler vardır. Yapılan bir araştırmaya göre; ABD’nin toplam borcu 1994’te 4.770 milyar dolar iken, 2000 yılında 6.831 milyar dolara ula­şacaktır. Diğer taraftan, gayri safi üretim 1994’te 6.790 milyar dölar iken, 2000 yılında 9.145 milyar doları bula­caktır. Borcun, gayri safi milli hasıla içindeki yükselişi­nin devam edeceği anlaşılmaktadır.

The Economist mecmuasındaki araştırmanın asıl il­ginç yanı; 2050 yılına gelindiğinde 392 milyonu bulacak olan Amerika nüfusu içinde İspanya asıllıların 88 mil­yona ulaşacağı, Zencilerin ise 61 milyon civarında ola­cağını göstermesidir. ABD’de, Zenci nüfusun artışı ya­nında, İspanyol asıllıların hızlı artışının da sorun çıka­racağı konusunda endişeler dile getirilmektedir.

ABD’nin dış açık, borç ve işsizlik gibi önemli sorun­ları vardır. Buna rağmen, askeri güç bakımından haki­miyeti, dış politikadaki becerikliliği, zirvedeki yerini ko­rumasına bir süre yetecek gözükmektedir. 

ABD Kongresine 1993 Ocağında sunulan “Başkan’ın Ekonomik Rapor”nda(4) aynen şöyle denmektedir: “Amerika’nın geleceği parlak olabilir ve olmalıdır. Biz dünyanın en güçlü, en yaygın ve en başarılı ekonomisi ile en yüksek yaşama standardına sahip bir ülkeyiz. An­cak, bu ekonomik gelişmenin devam edeceğini varsaya­mayız. Bu itibarla öngörülen bazı reformların yapılmasışarttır. ABD’nin ekonomik ve jeopolitik liderliğinin 21. yüzyılda da devamı için bazı reformların yapılması­na ihtiyaç vardır…”

ABD:nin liderliğini devam ettirebilmesi için büyük gayret göstermesinin gereği ortaya çıkmıştır. Her halü­karda ABD’nin 1950 yılından sonraki tek kutupluIuğu ve Sovyetlerin dağılmasından sonraki avantajı yoktur

Amerika dünyanın en büyük ekonomisidir ve üretkenliğini korumaya ve başarılı olmaya devam etmektedir. Dünya nüfusunun yalnızca %5’ine sahip olmakla beraber dünya ekonomik üretiminin %25’ini gerçekleştirmektedir. Yalnızca bu bile ülkenin dünya ekonomisi için taşıdığı büyük önemi ve sahip olduğu etkiyi açıklamaktadır. Petrol, kimya ve bazı işlenmiş ürünler dışında kalan her büyük üründe kendine yetebilmektedir ve ekonomisi güçlü, dayanıklı ve çok çeşitlidir. Bütçe dengeleri sorunu Başkan tarafından idare edilen yürütme ve Capitol Hill’deki yasama organları arasında süre giden bir savaşa sebep olmaktadır. Vergilendirme, üzerine çok tartışılan ve siyasi olarak tehlikeli kabul edilen bir konudur.1990’ların başında bütçedeki açık kontrol edilemez bir hal almıştı ve ülkenin borçları ciddi bir sorun olmaya başlamıştı. George Bush’un ünlü sözü “Dudaklarımı oku – yeni vergi yok” Beyaz Saray’a girmesine yardımcı olmuştur ama sözünden dönüp yeni vergiler koymaya başlayınca kendi çukurunu kazmıştır. Bill Clinton 1993’te göreve başladığında danışmanları yeni vergileri de içeren bütçe açığını kapamaya yönelik bir paketin açılması için ısrar etmiştir. Uzun süren tartışmalar sonucu sunulan bütçe tasarısı kongrenin her iki meclisinden de çok az bir farkla kabul edilmiştir ama çoğu gözlemci 1990’larda ekonomide yaşanan patlamanın sebebini bu önlemlere bağlamaktadır.

Yine de ekonomik baskılar “orta sınıfın” yani çalışan Amerikalıların büyük çoğunluğunun sırtındadır. 1950’lerde aileden yalnızca bir kişinin çalışması sıradan bir orta sınıf ailenin rahatça yaşamasına yetmekteyken şimdi her iki ebeveynin de çalışması gerekmektedir. Aynı zamanda özellikle iç kesimlerdeki şehirlerde sefalete mahkum olmuş çok sayıda yoksul insan da vardır. Çoğu zenci olan otuz milyon Amerikalı yoksulluk, çürümüşlük ve orta sınıfın onlara verilecek yardımı karşılamaya yanaşmaması sonucu bir kısır döngüye sıkışmış ve açlık sınırının altında yaşamaktadır. Mississippi, Louisiana ve New Mexico gibi bazı eyaletlerde nüfusun %25’e varan bir kısmı aşırı yoksuldur.

Ancak ABD yine de benzeri olmayan bir ekonomik güçtür. 2000 yılında gayri safi milli hasılası 9.2 trilyon Dolardı. Ülkede üretilenlerin büyük yüzdesi yine ülke içinde tüketilmektedir – ihracat gayri safi milli hasılanın %11.3’üdür, Avrupa’da ise bu oran %25’tir. Amerika, dünya nüfusunun yalnızca %5’ine sahip olmakla beraber dünyanın enerji kaynaklarının dörtte birini tüketmektedir. Petrolünün %40’ını ithal etmektedir ve ülkede kullanılan enerjinin %20’si nükleer enerjidir.

Şimdilerde ekonomi ağırlıklı olarak hizmet sektörüne dayanmaktadır. Tarım, gayri safi milli hasılanın %2’sini, sanayi %18’ini ve hizmetler %80’ini oluşturmaktadır. İmalat sektörünün en önemli parçaları ABD’nin ihracatının en büyük yüzdesini oluşturan makine ve taşımacılıktır.
Toplamda en güçlü sektörler demir, motorlu araçlar, havacılık sanayi, telekomünikasyon, kimya, elektronik ve bilgisayar ve çok sayıda tüketici ürünüdür. Önde gelen diğer sektörler ise ilaç, eğlence ve basın ve mali hizmetlerdir.

Amerikan ekonomisi 1992’den sonraki sekiz yıl boyunca son hızla büyümüştür. 1990’ların başında durgunluğun sona ermesiyle başlayan satın alma salgını 1998’e kadar devam etmiştir. Clinton’un başkanlığı sırasında ekonomideki büyüme havasının da etkisiyle devasa şirket evlilikleri gerçekleşmiştir. Hükümet küreselleşme sürecini de desteklemiş, bu amaçla ticaret ürünlerine konulan tarifeler düşürülmüş ve çok uluslu şirketler desteklenmiştir. Clinton ABD, Kanada ve Meksika’dan oluşan Kuzey Amerika ticaret bölgesi NAFTA’yı en büyük başarılarından biri olarak görmektedir. Ancak NAFTA Amerikan şirketlerinin yüksek işçi ücretlerinden kurtularak üretim maliyetlerini düşürmek için Meksika’ya taşınacaklarından korkan sendikalardan ve Amerikan milliyetçilerinden çok yoğun tepkiler almıştır.

Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından her iki partiye mensup siyasetçiler azalan askeri harcamalardan ortaya çıkacak “barış hissesi” görüşünü benimsemiştir. Artık ödeneklerin ulusal altyapıya, sosyal programlara ayrılabileceği veya vergilerde kesinti yapılarak vatandaşların cebine geri dönebileceği düşünülmüştür. Bunun askeri üretim üzerinde çok büyük bir etkisi olmuştur ve güney California gibi bazı bölgelerde işsizlik artmıştır. Bu insanları yeniden işe yerleştirmek ve şirketlerin sivil hayatta kullanılacak ürünlere yönelmelerini sağlamak için yirmi milyar dolar harcanmıştır. Neyse ki ekonomi büyümeye devam etmiştir de hükümet işsizlik oranını düşük tutabilmiştir.

On yıl süren düşük askeri harcamaların ardından Başkan Bush ülkeyi “terörle mücadeleye” hazırlamak için askeri bütçede 2003 yılında 45 milyar dolarlık yani %15’lik bir artışı öngörmüştür.
1900 yılında Amerikalı iş gücünün yarısı çiftçilerden oluşmaktaydı. 1990’larda da Yirminci Yüzyıl akımı devam etmiş ve tarımla uğraşan nüfus azalmıştır. Artık nüfusun %3’ünden azı çiftliklerde çalışmaktadır. Geleneksel aile çiftliği tarımın sanayileşmesini destekleyen ekonomik baskılardan dolayı zor durumdadır. Tarımda otomasyona gidilmesi ve biyo-teknolojideki ilerlemeler tarımı kesin ve verimli bir bilim haline getirmiştir. Aynı zamanda tarım dünyası kimyasal ilaçlar ve doğal olmayan yetiştirme yöntemlerinin kullanılmaması yönünde de ağır toplumsal baskıya maruz kalmaktadır. En önemli tarım ürünleri tahıl, pamuk ve tütündür, büyükbaş hayvan besiciliği de diğer bir önemli sektördür.

Amerikan ekonomisi 2000 yılının son çeyreğinde 1990’lar boyunca süren ve tarihte eşine rastlanmayacak derecede varlık kazandıran patlamanın sonunun geldiğini gösteren işaretler vermeye başlamıştır. Ekonominin hızı kesilmeye başladığından 2001 Eylül’ünde meydana gelen terörist saldırılar ve arkasından başlayan “terörizme karşı savaşın” tüketicilerin özellikle seyahat ve turizm sektörlerine duydukları güveni olumsuz etkilemesiyle durum daha karmaşık bir hal almıştır. Dört uçağın aynı anda kaçırılması havayolu taşımacılığı üzerinde son derece yıkıcı bir etki yapmıştır. Bugüne kadar havacılık sektöründeki 100.000 Amerikalı ve 80.000 seyahat acentesi işinden olmuştur. Bu satırlar yazıldığı sırada ülke çapındaki işsizlik oranı artmaya başlamış ve 1990’ların başından bu yana ilk defa %5.8’e varmıştır. Federal Reserve (ABD merkez bankası) durgunluğu önlemek amacıyla 2001 yılı içinde faiz oranlarında on defa indirime gitmiştir. Ancak işverenler ekonominin daha iyi durumda olduğundan emin oluncaya dek yeni işçi almadıkları için işsizlik oranı ekonomi iyileşmeye başladıktan daha sonra düşmeye başlar. Amerikan ekonomisinin özelliği dinamik olması ve değişikliğe kolay ayak uydurabilmesidir ve bu yüzden zaman zaman meydana gelen düşüşlerden kolaylıkla kurtulur.
Sanayi 1970’lerden bu yana ülkenin kuzeyinden, hafif ve ileri teknoloji sektörlerinin yoğun olarak bulunduğu güneşli batı ve güney bölgelerine göç etmektedir. 1990’larda ABD’de en hızlı büyüyen bölgesel ekonomi Kuzey Carolina’daki Raleigh-Durham’dadır.Eyaletlerin ekonomileri arasında büyük farklılıklar görülür. California San Francisco’daki ileri teknoloji şirketleri ve Los Angeles’teki eğlence şirketleriyle tanınır ama imalat sektörü ve tarım da eyaletin her kesiminde oldukça yaygın bir şekilde bulunur. En büyük ve en zengin eyalet California’dır ve gayri safi eyalet hasılalarına göre listenin başındadır ama şirketler vergilerin daha düşük olduğu doğudaki Arizona ve kuzeydeki Oregon’a doğru kaydığı için şu sıralarda gücü azalmaktadır. Eyaletin ekonomisi 1994 ve 1995 yıllarında pek çok askeri üssün kapatılmasıyla sarsılmış ama 1996’da yeniden düzelmiştir. 1996’da kişi başına düşen toplam gelir %5.4 oranında artmıştır.

Gayri safi eyalet hasılası yüksek diğer eyaletler arasında New York, Texas, Illinois, Pennsylvania ve Florida bulunmaktadır. Verimliliği en düşük eyaletler Wyoming, Güney ve Kuzey Dakota, Vermont ve Montana’dır. Eyaletlerin refahını gelişme hızlarına bakarak ölçersek farklı bir sonuçla karşılaşırız. Yeni açılan iş oranları en hızlı büyüyen eyaletlerin Montana, Idaho, Wyoming, Utah, Colorado, New Mexico, Nevada ve Arizona olduğunu göstermektedir. California, bir zamanların Altın Eyaleti, girişimci ve iş adamlarının gözde mekanıyken yıllarca süren durgunluk çoğu kuruluşun yeniden düşünmesine ve daha hızlı gelişen ama daha ucuz olan yerlere kaymasına sebep olmuştur.

Kuzey doğudaki ağır sanayi üssünün (Pennsylvania’dan Iowa’ya kadar uzanan Rustbelt) önemini yitirmesi New England’da hizmet sektörünün gelişmesiyle karşılanmıştır. Örneğin Boston şimdi bilgisayar hizmetleri için bir merkez konumuna gelmektedir. Ancak bu eyaletler son birkaç yılda görülen ekonomik patlamadan çok az pay alabilmiştir: New York ve New England’da işsizlik oranı 1994’ten beri yalnızca biraz azalabilmiştir. Bunun istisnası Wall Street’teki aşırı yüksek kâr oranları ve hızla düşen suç oranları sayesinde ekonomisindeki gelişmeyi koruyan New York şehri olmuştur. Ulusal çapta ortalama hane halkı geliri 42.148 Dolar iken Maryland 51.695 Dolar’lık ortalamasıyla listenin en üst sırasındadır.

Gelişmekte olduğu kabul edilen diğer bir eyalet de petrol endüstrisinden ileri teknoloji ve bilgisayar sektörlerine geçen Texas’dır. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması sınır ötesi ticareti artırdığı için Meksika’ya olan yakınlığı da avantaj sağlayacaktır. Florida da Latin Amerika ile yapılan ticaretten faydalanmaktadır

421 views

Facebook Butonunu Tiklayin Begenin Haberler Gelsin
Enter Google AdSense Code Here Yeni Sayfa 1
TUM HABERLER --> 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 ...290...360  Sonraki->

Yorumlar



Yorumlarinizda resminizin gozukmesi icin, gravatar a abone olun!






     
           

|

 

Alexa Rank

Sitedeki haberler Ekonomistim.com a Aittir.Sitemizi belirterek - Kaynak Gostererek kullanabilirsiniz.. Sitemizde Yapilan Yorumlar Aciklama Niteligindedir.,Sitemizde bulunan bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatiirim danismanligi kapsaminda degildir. Yatirim danismanligi hizmeti; araci kurumlarla yapilacak anlasmalar cercevesinde yatirim danismanligi firmalari tarafindan sunulmaktadir. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanlarin kisisel goruslerini icermektedir. Sadece Sitemizde bulunan yorum ve bilgilerle yatirim karari verilmesi piyasa sartlarinin esnekligi , Ekonomilerin Sosyal siyasal tum etkilere acik olmasi yatirimlarizda zarar etmenize neden olabilir.Bilgiler Kisisel gorus ve tahminler icerir.Sadece bu bilgilerle yatirim yapilmasi tavsiye edilmemektedir .Borsa-Ekonomi    Yorumlari Kesinlik icermemektedir.!! 

          Ekonomistim.com 2005 Istanbul-Turkey (BERSA Bilisim ve Ekonomi Hizmetleri)

                                           Copyright � 2005*2011 | WEBMASTER | | EKONOMiSTiM Turkiye | EKONOMiSTiM.COM