ARJANTİN EKONOMİSİ    anasayfa : www.ekonomistim.com.
 

Arjantin’ de yaklaşık 1920’ li yıllardan beri süregelen ekonomik sıkıntı, ekonomiyi düzeltmek üzere birçok ekonomik programın uygulanmasına sebep olmuştur.

Bu programların birçoðu kısa zamanlarda etkili olmuş, enflasyonu düşürmüş ancak uzun vadeli olumlu cevaplar verememiştir. Hatta bazen diðer ülkelerde uygulanan programlar taklit edildiyse de aynı programın her ülkede benzer sonuçlar vermemesi doðaldır. Ülkelerde ki ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel farklılıklar, benzer programların sonuçlarında bazı farklılıklar oluşmasına yol açabilir. Ancak programın arkasındaki toplumsal ve siyasal destek, programların başarısını belirleyen en önemli güç olarak ortaya çıkıyor. Ve maalesef ki Arjantin de hemen hemen yüz yıldır ekonomik ve politik bir toplumsal uzlaşmanın eksikliði yaşanmakta. Bu da ekonomisini düzeltememesinin en büyük özelliði olarak görünüyor. 

 

     Oysa 100 yıl önce Arjantin’in dünyadaki konumu çok farklı idi. Soðutma teknolojisinde ve denizyolu taşımacılıðında meydana gelen gelişmeleri Arjantin’ in Avrupa’ ya yüksek miktarlarda et ve tahıl ihracatını mümkün kılınca ülke hızlı bir ekonomik büyüme sürecine girmişti. 1913 yılında dünyanın en zendin 10’ uncu ülkesi olan Arjantin bugün kişi başına düşen geliri Avrupa ortalamasının yüzde 40 altında. Arjantinliler ise altmış yılı aşkın bir süredir bir türlü gerçekleşemeyen yeni bir atılımın başlamasını beklemektedirler. Aslında haksızlıkta yapmamak gerekirse 1990-98 döneminde Arjantin’ de kişi başına düşen gelir yüzde 42 arttı. Aynı dönemde Meksika ve Brezilya yaklaşık yüzde 20’ lik bir ekonomik büyüme kaydederken arjantin ekonomisi yüzde 60 oranında büyüdü. Herşey yolunda gidiyor gibiydi ancak Arjantin ekonomisi 1998 yılında üç yıldır devam eden ekonomik durdunluðun içine sürüklenmiştir.

 

     Arjantin’ in sorunları 1920’ lerde başladı. O yıllarda meydana gelen tarımsal bunalımın ardından 1929 büyük bunalımı ve onun ardından da ticarette korumacılık dönemi geldi. Bütün bunlar, ekonomisinin temelini tahıl ve et üretim ve ihracatın oluşturduðu Arjantin için yıkıcı gelişmelerdi. 1930’ lu yıllarda daralan dünya ticaret hacmi, ekonomik refahını tarımsal ürün ihracatından saðlayan Arjantin’ de ekonomik politikaların gözden geçirilmesine yol açtı. Bu dönemde Arjantin, kakınma hamlesini devletin yönlendirmesi gerektiðini düşünen ve sanayide kendi kendine yeterlilik hayali kuran otoriter yöneticilerin yönetimi ele geçirdikleri bir döneme girdi. 1945’ ten sonra dünya, piyasa piyasa güçlerinin önemini yeniden keşfederken; Arjantin Juan Domingo Peron’ un görüşlerinin büyüsüne kapıldı. Mussolini’ nin ekonomik ve sosyal görüşlerinden de yoðun bir biçimde etkilenen Peron, sanayileşmenin yalnızca devlet tarafından yönlendirilmesini deðil; bı işin, çoðunluðu devlet mülkiyetindeki işletmelerce yapılmasının gerekli olduðunu düşünüyordu. Ekonomide devlet mülkiyetini sanayileşme hamlesinin itici gücü alan bu kalkınma stratejisi, Arjantin’ e aradıðı çıkışı saðlayamadı.

 

     Ülke ekonomik olarak güç kaybederken, siyaset de bir türlü istikrara kavuşamıyordu. Ikinci dünya savaşından 1980’ li yıllara kadar Arjantin birbirini izleyen askeri darbeler yaşadı. Ekonomik sorunlara koşut olarak toplumsal gerilim, 1976-83 döneminde giderektırmandı. Bir yandan sol eylemler şiddetini arttırırken buna karşılık uygulanan devlet terörü de giderek çirkin bir hal almaktaydı. Arjantin’ li generaller, azalan kamuoyu desteðini arttırmak için şanslarını Falkland’ de Ingiltereye karşı denemek istediler. Savaş, askeri yönetimin sonunu getirirken demokrasiye de bir fırsat saðladı.

Demokrasi denemesi, 1983-89 döneminde iktidarda kalan Başkan Raul Alfonsin’ in seçilmesi ile iyi bir başlangıç yaptı ama ekonomik cephede işler pek de iyi gitmiyordu.

 

     Seçimleri kazanışının ardından Alfonsin, Bernardo Grinspun’ u Ekonomi Bakanı olarak atadı. Grinspun, ekonomiyi canlandırmak için geleneksel genişlemeci politikalara başvurduysa da sonuç beklendiði gibi olmadı. Bu genişlemeci politikalar ekonomik durumu daha da kötüleştirdi.

1984’ ün üçüncü çeyreðinde enflasyon yüzde 1000’i aşmıştı. Enflasyon, 1984’ ün son çeyreðinde biraz hız kestiyse de, 1985 yılının başlarında tekrar çok yüksek oranlarla geri döndü. Bu başarısızlıðının üzerine alfonsin Grinspun’ u görevden almak zorunda kaldı.

Ve 14 Haziran 1985 te Austral Planı halka açıklandı.

 

( Juan Sourouille’ nin başını çektiði küçük bir teknokrat grup tarafından hazırlandı)

 

Austral Planı; enflasyona karşı mücadeleye artık keni kendini besler bir biçime bürünmüş enflasyonist beklentileri kırmala başladı: Pesonun üç sıfırı atılarak yeni para birimi Austral oluşturuldu; ücretler, fiyatlar ve döviz kuru donduruldu.

Austral Planı uyarınca, Merkez Bankası’ nın bütçe açıðını kapatmak için para basması yasaklandı. Austral Planına ABD Merkez Bankası’ndan da destek geldi. ABD Merkez Bankası’ nın da desteði ile Arjantin, özel bankalar ile başarılı bir dış borç ödeme takvimi üzerinde anlaştı ve bu anlaşma IMF ile imzalanan stand-by anlaşmasının öngördüðünün de üstünde 2 milyar dolarlık bir rezerv artışına yol açtı.

Plan; bütçe açıðını, yeni vergiler getirip varolan vergilerin oranlarını yükselterek ve KDV’ nin toplanma sürelerini kısaltarak GSYH’ nin yüzde 2,52’ ine indirmeyi amaçlamaktaydı.

Kamuoyu Austral Planını memnuniyetle karşıladı ve ilk sonuçlar, tüm beklentilerinde üzerinde olumlu idi. Programın uygulandıðı ilk dokuz ayda enflasyon düşmüş, programın işsizlik üzerindeki etkisi korkulduðu kadar olmamış ve ekonomi 1985’ in ikinci yarısından itibaren büyümeye başlamış idi.

Austral Planının enflasyonu düşürmekte başlangıçta gösterdiði başarı, australin aşırı deðerlenmesine yol açmıştı. Arjantin’ in dış borç faiz ödemeleri, önemli miktarlarda dış ticaret fazlası vermesini gerektiriyordu. Bu durum, Austral Planını, döviz kurunun deðerlenmesine karşı aşırı duyarlı hale getirmekteydi. Bunun üzerine hükmet, bir yandan kamu finansmanı ve dış ticarette meydana çıkan açıkları gidermek, diðer yandan da sendikaların artan taleplerine karşılık vererek reel ücretlerdeki aşınmayı kapatmak için fiyatlarınn ve ücretlerin dondurulması uygulamasına 1986 Nisanında son verdi. Hükümetin bu tutumu bir anlamda, enflasyonla mücadeleden vazgeçilmeye başlandıðının ilk işareti olarak algılandı.

Hükümetin enflasyonla mücadelede politik tutumunu deðiştirmesinin bedeli aðır oldu. Enflasyon, 1987 Şubatında aylık yüzde e yükseldi. Bunun üzerine Alfonsin yönetimi yeniden ücret ve fiyatları dondurmak zorunda kaldı. Austral Planını kurtarmak adına yapılan bu son hamlede işe yaramayınca 1987 sonunda Austral Planı fiilen terkedilmiş oldu.

1988 Aðustosunda Alfonsin, bu kez Primavera adındaki yeni bir heteredoks planla kamuoyu karşısına çıktı ama, bu planın ömrüde uzun sürmedi ve enflasyon artmaya devam etti.

 

1989 yılı Arjantin tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturur. O yıl, arjantin, tarihinde ilk kez seçimle iş başına gelmiş bir devlet başkanı, yine seçimle gelen ve bir başka partiden olan yeni devlet başkanına görevi teslim etti. Gelişmeler, Arjantin demokrasisi için olumlu işaretler veriyordu ama ayı şeyi ekonomi için söylemek zordu. Yeni seçilen devlet başkanı Carlos Menem’ in görevi üstlendiði Temmuz ayında aylık enflasyon, yüzde 197 idi.

 

Başlangıçta Menem, makroekonomik cephede yavaş yavaş ilerlemeye başladı ve ‘’Bunge and Born Planı’’ nı uygulamaya soktu. Alfonsin dönemindeki Austral Planında olduðu gibi fiyat dondurmalarını içeren bu plan, kısa sürede başarısızlıkla sonuçlandı ve hükümet Aralık 1989’ da develüasyona başvurmak zorunda kaldı. Bu noktada, tüm fiyat kontrolleri terkedildi ve döviz kurları dalgalanmaya bırakıldı. 1990 yılının ilk çeyreðinde, bekleneceði gibi, enflasyon yeniden yükselişe geçti ve daha sonrada aylık yüzde 11 gibi bir düzeyde istikrar kazandı. Ekonomik krizin doðurduðu baskıyla Menem, kontrolden çıkmış enflasyonu dizginlemek için 1991 yılının Ocak ayında Domingo Cavalo’ yu ekonomi bakanlıðına getirdi ve kısa bir süre sonrada günümüze kadar gelen meşhur Convertibilite Planı uygulanmaya başladı.

Bu yasaya göre Merkez Bankası;

1- Kuru sabitleyip, bu kurdan döviz işlemleri yapacak,

2- Parasal tabandaki deðişmeleri birebir döviz rezervindeki deðişmelere            baðlayacaktı.

Pesonun deðeri brebir düzeyinde dolara baðlanmıştır. Bir başka deyişle, Amerikan doları, biçimsel olarak peso adıyla Arjantin’ in resmi para birimi haline getirilerek, iç piyasadaki fiyatların dolarizasyonu gerçekleştirilmiştir.

 

Convertibilite Planının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi de başlangıçta olumlu olmuştur. 1986 yılı fiyatları ise GSYIH; 1991 yılında yüzde 10,5,  1992’ de yüzde 10,3, 1993’ te yüzde 6,3, 1994’ te yüzde 8,5 oranında büyüdü. 1995 yılında Meksika krizinin de etkisiyle yüzde 4,6 küçüldüyse de 1996 yılında büyüme hızı yeniden pozitife döndü ve ekonomi yüzde 4,3 oranında büyüdü.

 

Ancak fiyatların dolara göre belirlenmesi, bir yandan Brezilya, Asya, Meksika ve Rusya krizleri sonucunda güçlenen doların ülkenin rekabet güzünü azaltması, bir yandan reel ücretlerin düşmesini saðlarken, diðer yandan da ithalatı arttırmıştır. Bunun sonucu olarak, dış ticaret açıðı giderek büyümüş ve 1997 yılına gelindiðinde dış ticaret açıðı 4 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ödemeler dengesindeki açık ise 12 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. 1999 Ocak ayında kaçınılmaz olan devalüasyon yaparak dış ödemeler dengesi açıðını ve buna baðlı olarak ortaya çıkan dış borç artışını önlemeye çalışan Arjantin hükümeti, Mart 2000’ de IMF ile yeni bi stand-by anlaşması imzalayarak yeni ‘’istikrar paketi’’ni uygulamaya sokmuştur.

 

GSMH’ sı 324 milyar dolar ve toplam borçları 171 milyar dolara ulaşan Arjantin için de IMF anlaşmalarının bilinen ‘’hedefi’’, yani dış borçların düzenli olarak ödenmesi sorunu, ülke içi kaynakların neredeyse tümüyle dış borç ödemeleri için kullanılmasını gerektirmektedir. Bu ise, ülke içi kaynakarın dış borç ödemelerine gitmesi sonucu, iç sermaye birikimin yok seviyesine düşürürken, yeni yatırımlar için kredi talepleri karşılanmasını olanaksız kılmaktadır. Ve dolayısıylada faiz oranları olaðanüstü yükselmiştir.

Bu ortamda, IMF ‘’program’’ ı, gerek yapılan devalüasyon, gerekse uygulanan para politikalarına raðmen işlevsiz kalımıştır. Burada ortaya çıkan ve Arjantin gibi pekçok Latin-Amerika ülkesine özgü olan olay, devlet hesapları ile ülkenin genel ekonomik ‘’muhasebesi’’ arasındaki farklılıktır.

Öte yandan, dünya ekonomik buhranının derinleşmesi ve emperyalist ülkelerde durgunluðun ortaya çıkması, Arjantin kadar tüm geri kalmış ülkelerin ürünlerine olan talebi de azalttıðından, ihracat ‘istenilen seviyede’ gerçekleşmemiştir.

 

Arjantin’ in dış borç ödemeleri için gerekli kaynaðı bulamaması üzerine IMF den beklediði krediyi alamamış. Bunun üzerine tam moratoryum ilan edicekken IMF nin istediði doðrultuda yeni düzenlemeler yapmayı kabul etmiştir. Arjantin hükümeti, kamu harcamalarını kısmayıi emeklilik yasası ile vergi sistemini deðiştirmeyi kabul ederek IMF den istediði krediyi alabilmiş ancak 2001 yılına kadar 20 milyar dolar tasarruf yapması beklenmişti

 

Ve bildiðimiz üzere bu tasarrufu yapamadı. Ve IMF’ ye olan borcunu ödeyemedi.

 

Şu anda 132 milyar dolar kamu borcu bulunan Arjantin’ in bu duruma düşmesini kısaca;

Yerel Para birimini Dolara endeksledikten sonra, yanlış politikalar uygulaması yani dolara endekslenen yerel para birimi nasılsa Dolara endekslendi diye piyasalara gereðinden fazla para sürülmesi, yani karşılıksız para basması yatmaktadır. Bu duruma düşülmemesi için piyasalara gereðinden fazla para sürülmesiyle birlikte pezonun deðer kaybetmesine olanak saðlanması gerekiyordu. Arjantin’ in bugünkü Kaos ortamına yol açan en önemli nedenlerinden biri budur.

Diðer nedenleri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

Yolsuzlukların yoðun bir şekilde devam etmesi,

IMF(uluslararası para fonu)’ nun ‘’Para Kurulu’’ modelinde ısrar etmesi,

Küresel ekonomideki durgunluk,

Ekonominin sıcak para girişine baðlı kalması,

Altyapısız, yanlış ve hızlı özelleştirme.

 

Arjantin de son durumuda şöyle özetleyebilirim ki

2001 yılında devlet başkanı Fernando de la Rua tarafından tekrar göreve çaðırılan Cavallo, ekonomiyi durgunluktan kurtarmak için IMF ile masaya oturdu, vergileri indirdi, ihracat için teşvik verdi, kısa vadede yıðılan borç yükünü hafifletmek için takas yaptı ancak yerel yönetimlerdende harcamalarını derhal kısmalarını istemesi üzerine eyaletlerin ve muhalefet partilerin baskısı ile karşı karşıya geldi.

 

Arjantin Hükümeti’ nin piyasaların güvenini kazanması ve yaklaşan çöküşten kurtulması için, IMF tarafından ya devalüasyon yapması yada Arjantin’ in ulusal para olarak ABD Doları’ nı kabul etmesi üzerine baskı uyguluyor.

Ancak Arjantin Hükümeti on yıldır denetim altına alınmış enflasyonu daha da yükseltme gerekçesiyle bu iki önlemede soðuk baktı.

 

Bu olumsuzlukları göz önüne alan IMF, ülkeye vereceði1,3 milyar dolarlık kredi dilimini askıya aldı. Ve ardından Dünya Bankası ve ABD Yatırım Bankası 1,1 milyar dolarlık kredi dilimini ertelemesi üzerine Arjantin Hükümeti, vadesi gelen borçları karşılayabilmek adına bankalardaki özel emeklilik fonlarına el koyma kararı aldı. Ekonomi Bakanı Cavallo, 3,2 milyar dolara ulaşan bu kaynaðın devlet bankasından alınarak hazinenin hesabına aktarılacaðını, kamu çalışanları ile emekli maaşlarının ödeneceðini söyledi. Bunun üzerine halk daha da paniðe kapılarak bankalardaki paralarını çekmek istedilerse de hükümet, mali sistemdeki çöküşü ve nakit krizini önleyebilmek için tasarruf sahiplerinin bankalardan çekebilcekleri para tutarını haftalık 250 peso ile sınırlandırdı. Halk iyice çileden çıkarak ayaklanmalara başladı.  Mart ayında göreve getirildiðinde ‘kurtarıcı’ gözüyle bakılan Cavallo almış olduðu son kararlar yüzünden halktan büyük tepki aldı. En sonunda kendide başarısızlıðını kabul eden Cavallo ardından ise devlet başkanı Fernando de la Rua istifalarını verdiler.

Fernando de la Rua’ nın 21 Aralıktaki istifasından sonra Arjantin’ de iki hafta  içinde beş devlet başkanı deðişti;

Fernando de la Rua’ nın ardından Senato Başkanı Ramon Puerto toplam 48 saatliðine başkan oldu. 23 Aralık’ ta Puerto, ana muhalefetin adayı San Luis Valisi Adolfo Rodriguez Saa’ yı başkan seçti. Ancak o da 7 gün boyunca başkanlık görevinde kaldı. 30 Aralık’ ta başkanlık yine Senato Başkanı’ na kaldı ancak o da istifa edince, Meclis Başkanı Eduardo Camano 48 saatliðine başkan oldu.

Arjantin de son olarak göreve gelen Devlet Başkanı Eduardo Duhalde, Ekonomi Bakanı Jorge Remes Lenicov ile birlikte yaklaşık onbir senedir amerikan doları ile birebir eşit tutulan pesoyu Arjantin’ in iflas ettiðini açıklayarak yüzde 28,6 oranında devalüe ettiklerini halka açıkladı.

Arjantin’ de son olarak, Ekonomi yönetiminin şubatta uluslararası kuruluşlar ve yatırımcılarla görüşüp 141 milyar dolarlık kamu borcunun yeniden yapılandırılmasının istenmesi gündemde. Aynı zamanda hükümetin 15-20 milyar dolarlık bir yardım paketi talep edileceði beklenmektedir.

 

 

 

ARJANTİN VE TÜRKİYE EKONOMİK KRİZLERİ

 

Benzerliklerine rağmen iki ülke bazı önemli konularda farklılıklar göstermektedir

 

 

Arjantin ve Türkiye’de farklı döviz kuru sistemleri uygulanmıştır

Arjantin ve Türkiye, uzun süre Washington Konsensüsü'nün en mükemmel örnekleri olarak kabul edilmişlerdir. Uzun dönem süren parasal ve ekonomik çalkantıları takiben her iki ülke de döviz kuruna dayalı istikrar programları sayesinde enflasyonu düşürmüşler ve bir süre güçlü bir büyüme kaydetmişlerdir. Benzerliklerine rağmen iki ülke bazı önemli konularda farklılıklar göstermektedir. Türkiye'de yıllık enflasyon çift basamaklı seviyelere ulaşmışken Arjantin de hiperenflasyonun ağır yükü altındaydı. Arjantin daha erken, 1991 yılında istikrar sağlarken, Türkiye, ancak, 1999 yılında güçlü bir girişimde bulunmuştur. Türkiye, dolar ve markdan oluşan bir sepete karşı Yönlendirilmiş Sabit Parite (Crawling Peg) uygularken, hiperenflasyon'la boğuşan Arjantin'in istikrarı 1991 yılında Carlos Menem döneminde dolara dayalı Para Kurulunun (currency board) benimsenmesiyle sağlanmıştır. “Buna göre Arjantin ulusal para birimi, Peso, bire-bir biçimde ABD Dolarına sabit kılınmış, Merkez Bankası’nın para basma olanakları sadece döviz rezervleriyle sınırlı tutulmuştu. Başka deyişle, parasal taban tamamiyle uluslararası döviz rezervlerinden oluşmuştu. Plan’ın “konvertibilite” özelliğini vurgulayan bu adım, Arjantin Merkez Bankası’nın tüm parasal politika araçlarını kısıtlamış ve bir tür Döviz İdaresi Kuruluşu’na dönüştürmüştü. Eylül 1992’ye kadar tamamlanan bir dizi yasal düzenlemeyle de Merkez Bankası’nın kamuya para basarak kredi açması yasaklanmış ve reeskont işlemleri sıkı bir denetim altına alınmıştı”.

Türkiye ile Arjantin ekonomileri arasında farklılık gösteren bir diğer konu da iki ülkenin bankacılık sektörlerinin durumudur

Menem döneminde ülke ekonomisi enflasyona karşı büyük bir başarı sağlamış, kriz uzun süre ertelenmiştir. Türkiye'de ise istikrar programı enflasyonu tek basamaklı sayılara düşürememiş, program süresi sona ermeden de kriz baş göstermiştir.

Türkiye ile Arjantin ekonomileri arasında farklılık gösteren bir diğer konu da iki ülkenin bankacılık sektörlerinin durumudur. Türkiye’de bankacılık sektörünün zayıflığı iki krizin de sebebi olarak gösterilirken, Arjantin’in sorunları güçlü bankacılık yapısına rağmen ortaya çıkmıştır.

 

Buradan da açıkça görüldüğü gibi iki ülke birbirinden oldukça farklı bir görünüm arz etmektedir.

Her iki ülkede de ihracat büyümesi artan ithal talebini finanse etmede yetersiz kalmıştır

 

 

 

 

Farklılıklarına rağmen, iki ülkenin tecrübelerinde benzer durumlar da görülmektedir. Her iki ülke de uzun süre ekonomik durgunluk yaşamıştır. Enflasyon ve borç problemleri Arjantin’in büyümesini sınırlandırırken (1981 ve 1990 yılları arasında GSYİH’daki düşüş yılda yaklaşık %1,3), 1990’lı yıllarda Türkiye’nin GSYİH’sı yılda %1,5 oranında büyüyebilmiştir. Özellikle dayanıklı ve yarı dayanıklı tüketim malları ve özel yatırımlara yönelik iç talebi canlandıran faiz oranlarında dünya düzeylerine yakın indirimler sonucunda her iki ülke de istikrar sonrası ekonomilerinde büyüme yaşamış, her iki ülke de ekonomileri istikrara kavuşup, iyileşme sağlanınca ihracatlarında artış kaydetmiştir. Fakat, bu ihracat büyümesi artan ithal talebini finanse etmede yetersiz kalmış ve ülkeleri dışarıdan sermaye akışına bağımlı kılmıştır. Her ikisi de kamu kesimi hesaplarını dengelemek için çaba harcamışlar, kamu kuruluşlarını özelleştirmek için kararlı programlar uygulamışlar, bankacılık sistemlerini kuvvetlendirmeye çalışmışlardır.

Arjantin ve Türkiye’de kamu harcamalarının azaltılmasına yönelik siyasi destek sınırlı düzeyde kalmıştır.

 

 

 

 

Türkiye’de mahalli idarelerin, Arjantin’de ise eyaletlerin kontrol dışı harcamalarındaki artışlar her iki ülkede ekonomik krize yol açan sebepler olarak önemli benzerlikler göstermektedir

İki ülkenin ayrıca benzer zayıflıkları da vardır. Her iki durumda da mali konsolidasyon tamamlanamamış, kamu harcamalarının azaltılmasına yönelik siyasi destek de sınırlı düzeyde kalmıştır. Özelleştirme gelirlerinin kamu hesaplarını artırması sonucunda belli bir rahatlama sağlanmış olmasına rağmen, enflasyonu düşürmek için döviz kuru çıpasının kullanılması iki ekonomiyi rekabet sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Enflasyon, kurdaki değer kaybından daha yavaş düştüğü için rekabet sorunları artmıştır. Reel faiz oranlarındaki geçici düşüşün neden olduğu tüketim artışı devamlılığını sürdürememiştir. Fakat, rekabet gücünü korumak için bir defalığına yapılan döviz kuru ayarlamaları hem hükümetin enflasyonu düşürmeye yönelik taahhütlerinin güvenilirliğini hem de bankacılık sisteminin (bankalar dolar bazında büyük miktarlarda borçlanmışlardı) istikrarını tehdit etmiştir. Açık veren cari hesabı mevcut döviz kurları ve talep düzeyleri ile finanse etmek ise sürekli sermaye akışını gerektirmiştir. Sonuçta, yatırımcıların uzun dönemli taahhütlerde bulunmaya karşı istekleri azalmış, vadeler kısalmış ve kısa dönem yabancı borçlar artarken borcun döndürülememesi riski de artmıştır.

Türkiye’de mahalli idarelerin, Arjantin’de ise eyaletlerin kontrol dışı harcamalarındaki artışlar her iki ülkede ekonomik krize yol açan sebepler olarak önemli benzerlikler göstermektedir. Türkiye’de mahalli idarelerin denetimsiz harcamalarındaki artış ve özellikle görev zararları başta olmak üzere bazı harcamaların kamu bankaları kanalıyla şeffaf olmayan bir şekilde karşılanması ve bu suretle kamu maliyesinde bütünlük ve disiplinin bozulması son on yıllık dönemde kamu finansman dengesini temelden bozmuştur. Arjantin’de ise 1997-2000 yılları arasında merkezi devletin yaptığı harcamalar kadar harcama yapan ve bunları dış borçlanma ile finanse etme yoluna giden eyaletlerin ekonominin krize sürüklenmesinde önemli rolleri olmuştur.

 

Hem Türkiye’de hem de Arjantin’de ekonomiyi olumsuz etkileyen bir diğer faktör de kamu sektöründeki aşırı istihdam politikası ve verimlilikle uyumlu olmayan maaş ve ücret artışları olmuştur.

İç faktörler kadar dış faktörler de krizlerde etkili olmuştur

Keza; her iki ekonomi yıkıcı dış koşullara karşı da zayıftı. Asya krizi ve Rusya’nın borçlarını ödeyememesi bu yıkıcı koşulların bir işaretiydi. Hem Arjantin hem de Türkiye uluslararası bono piyasalarından borçlanamamış ve ülke faiz oranlarını yükseltmek zorunda kalmışlardır. 1998 yılının sonunda Brezilya’da yapılan devalüasyon Arjantin’in rekabet gücünü bir miktar daha azaltmış, farklı türden olsa da Marmara ve Bolu depremleri Türkiye üzerinde eş değer etki yaratmıştır. 2000 ve 2001 yıllarına gelince, yükselen petrol fiyatları, dolardaki artışın devam etmesi ve küresel yavaşlama belirtileri ve nihai olarak 11 Eylül olaylarının iki ülkenin ekonomik büyümesi üzerinde olumsuz etkileri olmuştur.

 

Bu durumlarda mali ve ekonomik beklentilere gölge düşüren yurt içi siyasi huzursuzluklar genellikle planları bozmaktadır. Türkiye’de bunu başlatan olay 19 Şubat 2001 tarihinde yaşanan olumsuz gelişmeler olmuştur. Arjantin’de ise, Başkan De la Rua’nın ekonomi bakanı Jose Luis Machina ve onun yerine gelen ve kısa süre görevde kalan Roberto Lopez-Murphy tarafından talep edilen bütçe kısıntılarına olan desteğin kaybolması idi. Gelecek hakkındaki karamsarlık ve faiz oranlarındaki artış büyüme umutlarını azaltmış ve borçların sürdürülebilirliği hakkında şüpheler uyandırmıştır. IMF, önce hemen Türkiye’ye birkaç ay sonra da Arjantin’e ek yardım yaparak duruma müdahale etmiştir.

 

ARJANTİN’DE KRİZİN GELİŞİMİ VE SEBEPLERİ

Konvertibilite planı kapsamında Arjantin’de önemli miktarda özelleştirme gerçekleştirilmiştir

Yabancı sermayeye garanti vermek için para birimini dolara bağlayan Arjantin’e 1990’lı yılların ilk yarısında sermaye akışı önemli ölçüde artmış ve ekonomi beklenmedik oranlarda büyümüştür. Konvertibilite planının kapsamında yer alan özelleştirme süreci sonucunda 1991-1994 yılları arasında toplam 12 milyar dolara yakın bir gelir sağlanmış, bankalar, telefon şirketleri, gaz, su, elektrik, demiryolları, havayolları, havaalanları, posta servisi ve metro dahi özelleştirilmiştir. Gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucunda işsizlik makul düzeyde artmış, fakat buna karşın verimlilikte büyük artışlar kaydedilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda uluslar arası sermaye piyasalarında Arjantin ekonomisine olan güven yeniden sağlanmıştır.

 

Konvertibilite Planı ayrıca, hiperenflasyonist baskıları kontrol altına almada önemli başarı sağlamış, tüketici fiyatları artış hızı 1991’den 1995 yılına kadar büyük düşüşler göstermiştir. Makro ekonomik istikrarın kurulması ve ulusal mali piyasalarda güvenin sağlanmasına bağlı olarak, yabancı yatırımcıların spekülatif amaçlı portföy yatırımları hızla artmıştır. Programın daha ilk iki yılında Arjantin ekonomisine toplam 15 milyar dolar yabancı sermaye girişi gerçekleşmiş, yurt-dışı sermaye girişleri bir yandan toplam tasarruf hacmini artırmış, diğer yandan da döviz kurunun reel olarak değerlenmesine yol açmıştır. Bu yolla gelen sıcak, kısa vadeli sermaye hareketlerinin yönü Meksika’nın krize girmesi ve Amerikan faiz hadlerinin yükselmesiyle birlikte eksiye dönüşmüştür.

Meksika, Asya ve Brezilya krizleri, Arjantin’in rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir.

Arjantin için krizin başladığı 1997 yılında ABD dolarının aşırı değer kazanması, Arjantin’in rekabet gücünü önemli ölçüde azaltmıştır. Devlet Başkanı Carlos Menem dönemindeki yolsuzluklar ekonomiye zarar vermiş, yönetim iktidarını korumak için eyaletlere büyük miktarlarda para akıtmıştır.

Para kurulunun varlığı Arjantin’in yeni durumlara uyum sağlamasını engellemiştir.

1997 yılındaki Asya finansal krizinin Latin Amerika üzerinde de yansımaları olmuş, başta komşularından daha az etkilenmiş görülen Arjantin, 1998 yılında Rusya’nın moratoryum ilan etmesi ve 1999 yılında da Brezilya’nın ödemeler dengesi krizine girmesi ve devalüasyona gitmesi sonucunda devamlı olarak kendini tekrarlayan bir kriz sarmalı içine girmiştir. Özellikle, Brezilya krizi, dış ticaretinin yüzde 30’unu bu ülkeyle yapan Arjantin’in ihracatını iyice geriletmiştir. Bu krizler sırasında ülkelerin çoğu ya dalgalı kura geçerek maliyet yapılarını esnekleştirmiş ya da devalüasyona giderek yeni bir denge düzeyine geçmişlerdir. Para kurulunun varlığı nedeniyle Arjantin ekonomisinin katı yapısı bu yeni durumlara uyum sağlayamamıştır. Doların uluslararası piyasalarda değer kazanıp satın alma gücünün artması Arjantin Pesosunu da etkilemiş, kısa vadede Arjantinli tüketicinin satın alma gücü artmış, fakat üreticiler rekabet güçleri azaldığı için ücretleri ödeyemez hale gelmişler, ya iflas etmişler ya da küçülme yoluna gitmişlerdir.

2001 yılının ikinci çeyreğine kadar Arjantin’in ülke riski diğer yükselen pazarlara kıyasla artmıştır

1999 yılında ekonomik büyüme negatife dönmüş, işsizlik hızla artmaya başlamış ve yabancı yatırımcılar alacaklarının ödenmesi konusunda endişelenmeye başlamışlardır. 2001 yılının ikinci çeyreğine kadar Arjantin’in ülke riski diğer yükselen pazarlara kıyasla artmıştır. Bundan sonra IMF yeniden devreye girerek yabancı sermayenin güveninin yenilenmesi için tüm kaynakların borç ödemesine ayrılmasını istemiştir.

 

“Bu ortamda ekonomi kötüye giderken, IMF, Arjantin’e yardımcı olmamıştır. IMF yetkilileri aylar önce, belki de yıllar önce pesonun dolar ile olan birebir eşitliğinin sürdürülemeyeceğini bilmelerine rağmen Arjantin’e içine düştüğü parasal tuzaktan kurtulma yönünde rehberlik etmemiştir. Bunun yerine, IMF yetkilileri, Arjantin’e istikrar paketi önermeye devam etmiş ve yolun sonuna gelinmiştir” Para Kurulu uygulamasının devam ettirilmesi Arjantin’in ihracatını olumsuz yönde etkilemiş, daha da fazla dış borçlanmaya gitmesine ve sonunda ekonominin iflas etmesine neden olmuştur.

Arjantin’in borçlarını ödeyemeyebileceği korkusuyla piyasalar çok yüksek faiz talep eder hale gelmiş, faizlerin geldiği seviyeler borç ödemelerini durdurmuştur

2001 yılı Mart ayında yeniden ekonomi bakanlığı görevine getirilen Cavollo, finansal piyasalardaki güçlü kredibilitesi ile ilk başta Arjantin’in tam aradığı kişi gibi görünmesine rağmen, ekonomik büyümeyi vergi ve ticaret politikalarının geleneksel olmayan bir karışımı ile gerçekleştirme çabaları ve para kurulu rejimini, Euroya, dolarınkiyle paralel bir rol vererek değiştirme girişimleri piyasalar tarafından iyi karşılanmamış ve kendisine pahalıya mal olmuştur. Arjantin’in borçlarını ödeyemeyebileceği korkusuyla piyasalar çok yüksek faiz talep eder hale gelmiş, faizlerin geldiği seviyeler borç ödemelerinin durmasına neden olmuştur. Borçların ve döviz kuru politikalarının sürdürülebilirliği hakkında oluşan şüpheler, 2001 yılının ilk yarısında mevduat sahiplerinin bankacılık sisteminden ve ülkeden kaçmalarına neden olmuştur. Uluslar arası rezervler yılın ilk yedi ayında yaklaşık %40 düşmüş ve sadece Temmuz ayındaki azalış %25’e ulaşmıştır. Otoriteler yurt içi kredi piyasasından borçlanma imkanı kalmadığını görmüşlerdir. Fon transferini önlemek için hükümet vadesi gelen bonolarını ve kısa dönem borçlarını yüksek faiz oranlı yeni uzun dönem enstrümanlarla takas etmiştir.

Yoğun protestolar ve halk ayaklanmaları neticesinde önce Cavallo ardından da devlet başkanı de la Rua istifa etmek zorunda kalmışlardır

Arjantin üzerindeki yıkıcı faiz yükünü azaltmak için piyasa güveninin yeniden kazanılması gerektiğini iyi bilen Domingo Cavallo’nun, ekonomiyi canlandırmaya yönelik ilk teşebbüsleri yeterli sonuç getirmemiş ve zaten her beş işçiden birinin işsiz olduğu ekonomide istikrar politikalarına ve önemli mali kısıntılara başvurmaya zorlanmıştır. Cavollo, kamu harcamalarını gelirler ile sınırlandıran “sıfır açık planı”nı başlatmış ve maaşları ve emeklilik fonlarını %13’e kadar keserek bu planı uygulamıştır. Fakat piyasalar, Arjantin kongresinin, eyaletlerin ve halkın bu politikaları benimseyeceği konusunda şüpheci davranmış, reaksiyon göstermemiştir. Yoğun protestolar ve halk ayaklanmaları neticesinde önce Cavallo ardından da devlet başkanı de la Rua istifa etmek zorunda kalmışlardır.

Arjantin’de eyaletlerin merkezi devlet kadar büyük harcamalar yapmaları ve bu harcamaların finansmanını dış borçlanma ile sağlamaları krize yol açan önemli bir faktör olmuştur

1997-2000 yılları arasında eyaletlerin de merkezi devlet kadar büyük harcamalar yapmaları Arjantin ekonomisinin krize girmesinin en önemli sebeplerinden biri olarak gösterilebilir. Bütün bu harcamalar için kaynak olarak önce dış borçlanmaya başvurulmuş, daha sonra yüksek faizle Arjantin bankalarından kaynak temin edilme yoluna gidilmiştir. Borçlanma ekonomiyi daha da kötüleştirirken, ekonomi yönetiminin devletin ve eyaletlerin masraflarının kısılması kararını almasına karşı büyük bir direniş ve politik baskı başlamış, plan başarısız olmuştur. Sonuçta Arjantin kredi alamaz hale gelmiştir.

 

Krize sebep olan diğer faktörler ise; 1988-1989 hiperenflasyonu sırasında yüksek rakamlara ulaşan memur ve işçi sendikalarının alacaklarının tanınması, kamu kuruluşlarının piyasaya olan borçlarının üstlenilmesi ve bu kuruluşların daha sonra özelleştirilmesidir. Bu iki durum da Arjantin’e 100 milyar dolara mal olmuştur.

 

TÜRKİYE’DE KRİZİN GELİŞİMİ VE SEBEPLERİ

Türkiye’de mali sistemdeki sağlıksız yapının varlığı yaşanan krizlerin başlıca nedenleri arasındadır

Türkiye, 1990’lı yılların başından itibaren muhtelif ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan bu krizlerin başlıca nedenleri; sürdürülemez bir iç borç dinamiğinin oluşması ve başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme kavuşturulamamış olmasıdır. Bunlara ilaveten, küreselleşme; ekonomide belirgin bir kriz olmadığında da salgın krizler aracılığı ile Türkiye’de istikrarsızlık yaratmış, Asya ve Rusya krizleri gibi dışsal etkenler ekonominin dayanıklılığını azaltarak durgunluğa veya daralmaya neden olmuştur.

Türkiye’de en kapsamlı ekonomik istikrar programının 2000 yılı başında uygulanmasına karar verilmiştir

  

Türkiye’de birçok istikrar programı uygulanmış olmasına rağmen, enflasyonu düşürmek ve ekonomide büyüme ortamını yeniden sağlamak amacıyla en kapsamlı ekonomik istikrar programının 2000 yılı başında uygulanmasına karar verilmiştir. Bu kararda, 1999 yılının ikinci yarısında yaşanan deprem felaketi ve depremin ülkenin içinde bulunduğu ekonomik şartları daha da ağırlaştırması, AGİT zirvesinin hemen ardından Avrupa Birliği’nin Helsinki’de yaptığı zirvede, Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na tam üyelik için adaylığının resmen açıklanması gibi olaylar sonucunda uluslar arası kamuoyunun Türkiye’de kapsamlı bir istikrar programının uygulanması konusunda yoğun baskısının oluşması önemli rol oynamıştır.

 

Bu gelişmeler sonucunda IMF’nin de destekleyeceği bir istikrar programının hem Türkiye’nin dünyadaki güvenilirliğini sağlayacağı hem de istikrarın gerçekleştirilmesini çabuklaştıracağı düşünülmüştür.

Sıkı maliye politikasının uygulanması ve kapsamlı yapısal reformların hayata geçirilmesi IMF’nin desteklediği program kapsamında yer almıştır

IMF’nin desteklediği program kapsamında sıkı maliye politikası uygulanması ve kapsamlı yapısal reformların hayata geçirilmesinin yanı sıra, enflasyon beklentilerini düşürmek için döviz kurları önceden açıklanmış ve para politikası likidite genişlemesini yabancı kaynak girişine bağlayan bir çerçeveye oturtulmuştur.

Programın uygulanmasında kamu açıklarını daraltma ve yapısal reformlar alanında önemli adımlar atılmıştır. Bu kapsamda yeni bir Bankalar Kanunu hazırlanmış, sosyal güvenlik sistemi yeniden düzenlenmiş, mali durumu bozulan bankalara devlet tarafından el konulması kararlaştırılmış, bankaların gözetim ve denetiminden sorumlu bağımsız bir kurum oluşturulmuş, bankacılık sektörünün yapısını güçlendirmek amacıyla sistemdeki mali bünyesi zayıf bankalar devlet kontrolüne alınmıştır.

 

2000 yılının ikinci yarısına kadar uygulamaya konulan istikrar programı başarılı bir şekilde yürütülmüştür. Fakat, enflasyonun programda öngörüldüğü hızla düşmemesi sonucunda Türk Lirasının beklenenin üzerinde reel değer kazanması, iç talepte görülen hızlı canlanma, ham petrol, doğal gaz gibi enerji fiyatlarındaki artış ve Euro/$ paritesindeki gelişmeler sonucunda 2000 yılında cari işlemler açığı öngörülen düzeyin önemli ölçüde üzerine çıkmıştır. Bu gelişme iç ve dış piyasalarda mevcut kur sisteminin sürdürülebilirliği ve cari işlemler açığının finansmanı konusundaki endişeleri artırmıştır.

Arjantin’deki krizin etkisiyle uluslararası sermayenin gelişen piyasalara daha ihtiyatla yaklaşması, 2000 yılının ikinci yarısında Türkiye’ye dış kaynak girişinin azalmasına yol açmıştır

Özelleştirmenin simgesi haline gelen Türk Telekom’un satışında sorunların yaşanması, Türk Hava Yolları’nın satışının gecikmesi, kamu bankalarına ilişkin düzenlemelerde yaşanan sorunlar, programın uygulanmasında gösterilen kararlılığın azalması, Arjantin ekonomisindeki gelişmelerin de etkisiyle uluslararası sermayenin gelişen piyasalara daha ihtiyatla yaklaşması, 2000 yılının ikinci yarısında Türkiye’ye dış kaynak girişinin azalmasına yol açmıştır.

 

 

 

Likidite sıkışıklığı ile beraber faizler daha da artmıştır

Yıl sonuna doğru yaklaşırken bankalar dövizdeki açık pozisyonlarını azaltma yoluna gitmişlerdir. Bankaların yaratmış olduğu döviz talebi Türk Lirası talebini artırmış ve sonuçta faizler üzerinde yukarı doğru bir baskı oluşmuştur. Para programının bir parçası olan net iç varlıklar hedefini aşmamaya çalışan Merkez Bankası faizlerdeki yükselişe fazla müdahale edememiş, Hazine bonosuna yüksek oranda yatırım yapmış olan bankaların bankalar arası para piyasasında borç bulmaları zorlaşmış, piyasada likidite darlığı baş göstermiştir.

 

Likidite sıkışıklığı ile beraber faizler daha da artmıştır. Bunun üzerine, Hazine bonosuna yatırım yapmış olan yabancı yatırımcılar, ileride bu bonoları satamayacaklarını düşünerek piyasadan çıkmaya başlamışlardır. Yabancı yatırımcıların ülkeyi terk etme çabaları sonucunda Merkez Bankası 6 milyar dolar civarında döviz satışında bulunmuş ve rezervler azalmıştır. Merkez Bankası bu aşamada da piyasalardaki gelişmelere yeterli derecede müdahale edememiş, programın öngördüğü gibi, faizlerin yükselmesiyle Merkez Bankası’na döviz satışı gerçekleşmemiş, aksine döviz talebi daha da artmıştır. Sonuçta, Kasım ayı sonunda faizler %1000’lere kadar yükselmiştir.

Ek Rezerv kolaylığı altında IMF’den 7,5 milyar dolar tutarında ek kolaylık sağlanmıştır

Bu gelişmeler sonucunda Türkiye, Stand By düzenlemesine ek olarak IMF ile yeni bir düzenleme içine girmiştir. Ek Rezerv kolaylığı altında IMF’den 7,5 milyar dolar tutarında ek kolaylık sağlanmıştır. Aynı dönemde, Dünya Bankası da Ülke Yardım Stratejisi programı altında üç yıl içinde Türkiye’ye 5 milyar dolar vereceğini açıklamış ve bu olumlu gelişmeler piyasalardaki güvensizliği kısmen azaltmıştır.

 

Ocak ayı süresince Merkez Bankası’nın ilk belirlenen hedefin de üzerinde piyasaya likidite vermesiyle faizler %100’ün altına düşmüştür.

 

Ancak, 19 Şubat 2001 tarihinde Hazine ihalesi öncesindeki olumsuz gelişmeler mali piyasaları negatif yönde etkilemiş, yabancı yatırımcılar piyasalardan çıkmaya çalışırken bankalar da olası gelişmelere karşı kendilerini korumak için döviz alımına yönelmişlerdir. Bir gün önce piyasalara 7,5 milyar dolar satan Merkez Bankası, Türk Lirası likidite vermeyerek döviz talebini kısma yolunu seçmiştir. Faizler yine %1000’lerin üzerine çıkmaya başlamış, Kasım krizinde olduğu gibi Merkez Bankası’nın net iç varlıklar hedefinden taviz vermemesi krizin derinleşmesine yol açmıştır.

 

Sonuçta, o güne kadar uygulanan en kapsamlı istikrar programlarından biri yarım kalmış, Türk Lirası yabancı paralar karşısında dalgalanmaya bırakılmış, doların fiyatı 685,000 liradan 1 milyon liranın üzerine çıkmıştır. Ekonomide dolarizasyon artmış, iç talep hızlı bir şekilde azalmış ve bu durum krizi daha da derinleştirmiştir.

 

 

Faaliyet gösteren firmalardaki tasarruf tedbirleri ile beraber işsizlik artmaya başlamıştır

Ticaret hacminin düşmesi firmaların tatile girmesini ya da tamamen kapanmasını gündeme getirmiş, faaliyet gösteren firmalardaki tasarruf tedbirleri ile beraber işsizlik de artmaya başlamıştır. İstatistiklere göre 2000 ile 2001 yılları arasında yaklaşık 650 bin kişi işini kaybetmiş, işsiz sayısı 1 milyon 960 bine yükselmiştir.

Daha sonra “Kontrollü kur, serbest faiz” politikası bırakılarak “Kontrollü faiz, serbest kur” politikasına geçilmiştir. Bu ortamda, Merkez Bankası’nın sınırlı bir şekilde döviz satacağını açıklaması piyasalardaki gerginliğin artmasına neden olmuş ve doların fiyatı 1,3 milyon lira civarına yükselmiştir.

Kasım ve Şubat krizlerinin bankacılık sektöründe neden olduğu zarar yaklaşık 25 milyar dolar olmuştur

Kasım kriziyle beraber faizlerin artmasıyla bankacılık sektörü ciddi boyutlarda zarar etmiştir. Şubat ayında dalgalı kur sistemine geçilmesi sonucunda dolar fiyatının 1,3 milyon liraya yükselmesi bankacılık sektöründeki dövizdeki açık pozisyonlar nedeniyle bankalarda bir başka zararın oluşmasına neden olmuştur. Yapılan tahminlere göre, Kasım ve Şubat krizlerinin bankacılık sektöründe neden olduğu zarar yaklaşık 25 milyar dolar olmuştur.

 

SONUÇ VE BEKLENTİLER

 

Arjantin’de yeni program bankacılık sektöründe reform yapılmasını ve tüketici fiyatlarının artırılmasını öngörmektedir

Arjantin’de Duhalde’nin devlet başkanı olmasından sonra kabul edilen programla birlikte bankacılık sektöründe reform yapılması ve tüketici fiyatlarının artırılması öngörülmektedir. 2002 yılı bütçesi de tasarruf önlemleri ve mali denge hedeflerini içermektedir. Duhalde yönetimi ile birlikte on yıldır uygulanan Peso-Dolar paritesine son verilip, Peso 6 Ocak 2002 tarihinde yüzde 29 oranında devalüe edilmiş, hükümet, dış ticaret ve sermaye işlemlerinde resmi kuru 1 dolar=1,4 peso olarak belirlemiştir. Lüks malların ithalatı, turizm ve diğer işlemlerde ise piyasa kurlarının geçerli olması kararlaştırılmıştır. 11 Şubat 2002 tarihinde ise ikili döviz kuru sisteminden vazgeçilerek Peso serbest dalgalanmaya bırakılmıştır.

Arjantin’de 2002 yılında %5 oranında küçülme beklenmektedir

Arjantin’in 2001 yılının son çeyreğinde yıllık %15 oranında küçüldüğü tahmin edilmekte, 2002 yılında ise, %5 oranında küçülme beklenmektedir.

 

Ülke içinde olduğu gibi uluslararası piyasalarda da Arjantin’e karşı güvensizlik hali devam etmektedir.

 

Türkiye’de ise, temel amacı kur rejiminin terk edilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımını ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmak olan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” hem ülke içinde hem de uluslararası piyasalarda güveni nispeten sağlayabilmiştir. Önce doların artış hızı yavaşlamış ve sonra da düşmeye başlamıştır.

Türkiye’de 2002 yılında reel büyüme oranının %3 oranında artması beklenmektedir

Türkiye’de uygulanan reformlarda önemli ilerlemeler sağlanmış, faizler ve enflasyon düşmeye başlamıştır. IMF İcra Direktörleri Kurulu, Türk hükümeti tarafından desteklenen ekonomik programa ilişkin, 2002-2004 yılını kapsayan dönemde, 16 milyar dolar tutarındaki 3 yıllık stand-by anlaşmasını onaylamıştır. Bu karar Türkiye’nin IMF’den hemen 9 milyar dolar çekebilmesine imkan tanıyacak. 2002 yılı için verilmesi planlanan yaklaşık 14 milyar dolarlık kredinin geri kalan 5 milyar dolarlık kısmı ise diğer gözden geçirmeler çerçevesinde serbest bırakılacaktır.

 

Türkiye’de 2001 yılı reel GSMH büyümesi %-8,5, GSYİH büyümesi ise %-6,1 olarak tahmin edilmektedir. 2002 yılında ise reel büyüme oranının %3 oranında olması beklenmektedir. 2001 yılında 12 aylık ortalamalar göre %54,4 olan TÜFE ise, 2002 yılı içinde %35 olarak hedeflenmiştir.

 

ARJANTİN EKONOMİK KRİZİNİN KRONOLOJİSİ

 

Fernando de la Rua Arjantin devlet başkanı seçildi

10 Aralık 1999 - Menem döneminde yaygınlık kazanan yolsuzlukları sona erdirmek ve ekonomide büyümeyi yeniden sağlamak vaatleriyle seçim kampanyasını yürüten Fernando de la Rua Arjantin devlet başkanı oldu.

 

29 Mayıs 2000 - Arjantin yaklaşık 1 milyar dolarlık harcama kısıntısı yapacağını duyurdu ve iki gün sonra 20.000 kişi bu uygulamayı protesto etmek üzere sokaklara döküldü.

 

24 Ağustos 2000 - Ekonomi Bakanı Jose Luis Machinea, 2000 yılı açığının orijinal hedefin 514 milyon dolar üzerinde gerçekleşerek yaklaşık 5,4 milyar dolar olacağını belirtti.

 

18 Aralık 2000 - Hükümet, büyük ölçüde IMF'den sağlanan 41 milyar dolarlık yardım paketini açıkladı. Bu haber piyasalarda güçlü bir iyimserlik havası yarattı.

 

Mart 2001 - 2 Martta Jose Luis Machinea, ekonomi bakanlığından istifa etti. Yerine gelen Ricardo Lopez Murphy, 2 hafta sonra eğitimde önemli kısıntılar yapan iki yıllık, 4,3 milyar dolarlık bir istikrar programını açıkladı. Koalisyonun sol kanadından 6 yetkili kesintileri protesto etmek için istifa etti. 19 Martta Murphy de istifa etti.

Domingo Cavollo Ekonomi Bakanlığına atandı

20 Martta de la Rua eski ekonomi bakanı Domingo Cavollo'yu Ekonomi Bakanlığına atadı. Ertesi gün Cavallo yerli firmaları koruyucu tarifeleri, vergileri ve finansal işlemleri içeren “Rekabet Kanunu”nu açıkladı.

 

17 Nisan 2001 - Cavallo pesoyu yarı yarıya dolara ve euroya bağlayan tasarıyı Kongreye gönderdi.

 

3 Haziran 2001 - Arjantin 28 milyar dolarlık borcunu takas ettiğini bildirdi.

 

15 Haziran 2001 - Arjantin, sabit kuru, Euroyu da içerecek şekilde genişleten ihracata özel yeni bir döviz kuru sistemi uygulayacağını ilan etti.

 

3 Temmuz 2001 - Arjantin borsası de la Rua'nın istifa söylentileri nedeniyle son 28 ayın en düşük düzeyine indi.

Hükümetin istikrar yasa tasarısı Kongre' de kabul edildi

29 Temmuz 2001 - Hükümetin istikrar yasa tasarısı Kongrede kabul edildi. "Sıfır açık" yasası, açığa yol açan harcamalara son vermeyi ve devlet maaşlarını ve bazı emeklilik fonlarını %13'e kadar azaltmayı amaçlıyordu.

 

21 Ağustos 2001 - IMF Direktörü Horst Kohler, Arjantin'in 14,5 milyar dolarlık stand-by borç anlaşmasında yaklaşık 8 milyar dolarlık bir artış önerisinde bulunmayı kabul etti.

 

1 Kasım 2001 - Fernando de la Rua ve Cavallo, tüketici harcamalarını artırmayı ve 132 milyar dolarlık kamu borçlarının büyük kısmını takas etmeyi amaçlayan yeni ekonomik önlemlerin detaylarını açıkladılar.

Arjantinlilerin hesaplarından çekebilecekleri paraları 1.000 dolarla sınırlandırıldı

30 Kasım 2001 - Cavallo yeni borç takasının 49 milyar dolardan daha fazla olacağını belirtti. Uzmanlar en az 38 milyar dolarlık bir takasın başarılı olarak kabul edilebileceğini ifade ettiler. Arjantinliler banka hesaplarından yaklaşık 1,3 milyar dolar çektiler.

 

1 Aralık 2001 - Cavallo, Arjantinlilerin hesaplarından çekebilecekleri paraları sınırlayıcı sıkı tedbirleri ilan etti Tedbirler nakit çekişleri ayda 1.000 dolarla sınırlandırıyor ve offshore transferlerine üst sınır getiriyor.

 

5 Aralık 2001 - IMF'den 1,3 milyar dolarlık acil krediyi alamayan Arjantin, mali çöküşe bir adım daha yaklaştı.

 

6 Aralık 2001 - Ekonomi Bakanı Cavallo, bankalarda tutulan özel sigorta fonlarının, devlet bankası Banco de la Nacion tarafından devralınarak Hazinenin hesabına aktarılacağını ve kamu kurumlarında çalışanlarla emeklilerin maaşlarının bu hesaptan ödeneceğini söyledi.

 

9 Aralık 2001 - Cavallo, programlanmış gelir düzeyini tutturabilmek için şirketlere tanınmış olan vergi indirimlerinde 4 milyar dolarlık bir kesinti yapılacağını belirtti

 

13 Aralık 2001 - Hükümet, işsizlik oranının, durgunluğun başladığı 1998 yılının ortasından beri en yüksek oran olan %18,3'e yükseldiğini belirtti. Büyük sendikalar yurt çapında grev çağrısı yaptılar.

 

17 Aralık 2001 - Arjantin hükümeti kamu harcamalarında yaklaşık %20 kısıntı içeren 2002 yılı bütçesini sundu.

 

18 Aralık 2001 - IMF, Arjantin`in Ocak ayında vadesi gelen yaklaşık 950 milyon dolarlık borcunu ödemeyi erteleyebileceğini, fakat Arjantin'in mali politikasının, borç ve faiz hadleri rejiminin sürdürülemez nitelikte olduğunu belirtti.

Yağmalama ve ayaklanma hareketlerine karşı sıkıyönetim ilan edildi

19 Aralık 2001 - İstikrar tedbirlerinin ve yoksulluğun ateşlediği son on yılda görülen en kötü yağmalama ve ayaklanma hareketlerine karşı sıkıyönetim ilan edildi. Bu arada Cavallo'ya verilen özel yetkiler iptal edildi.

 

20 Aralık 2001 - Cavallo istifa etti ve kabinenin geri kalanı da toplu halde istifasını sundu.

Devlet Başkanı Fernando de la Rua istifa etti

21 Aralık 2001 - Binlerce Arjantinlinin, ekonominin kötüleşmesinden sorumlu tuttuğu hükümeti protesto gösterilerinden sonra Devlet Başkanı Fernando de la Rua da istifa etti.

 

23 Aralık 2001 - Arjantin'in yeni geçici Devlet Başkanı Adolfo Rodriguez Saa göreve başladı. IMF'nin "dövizi dalgalanmaya bırakın" isteğini kabul etmeyeceğini ve dış borç ödemelerini askıya alacağını belirtti.

 

30 Aralık 2001 - Rodriguez Saa, kendi partisinden yeterli destek alamadığını belirterek istifa etti.

 

1 Ocak 2002 – Kongre, Peronist senator Eduardo Duhalde'yi iki yıllığına devlet başkanlığına seçti.

 

4 Ocak 2002 - Duhalde, Kongre`ye sunduğu yasa tasarısıyla, bire bir peso-dolar paritesi denkliğini ortadan kaldırmak üzere devlet başkanına özel yetkiler tanınmasını istedi.

Peso yaklaşık yüzde 29 oranında devalüe edilerek, dış ticaret işlemlerinde 1 doların 1,40 peso olarak belirlendiği açıklandı

6 Ocak 2002 - Arjantin hükümeti, pesoyu yaklaşık yüzde 29 oranında devalüe ederek, dış ticaret işlemlerinde 1 doların 1,40 peso olarak belirlendiğini açıkladı. Arjantin`e borç vermiş ya da bu ülkede yatırım yapmış bankalar ile şirketler ise devalüasyon kararıyla bir gecede milyonlarca dolar kaybetti. France Telecom, Telecom Italia ve İspanyol Telefonica ile Amerikan Azurix ve Enron, British Gas ve Italyan Camuzzi şirketleri, elektrik, gaz, telefon ve su faturalarının düşük kurdan pesoya çevrilmesinden zarar gördü.

 

15 Ocak 2002 - Arjantin'de ihracat ve devletin resmi işlemlerinde 1 dolar=1,40 peso kuru uygulanırken, serbest döviz piyasasındaki dalgalı kurda 1 dolar 1,63-1,68 pesodan alınıp satılmaya başlandı.

11 Şubat 2002 - Hükümet, ikili döviz kuru sisteminden vazgeçerek Peso’yu serbest dalgalanmaya bıraktı.

 

TÜRKİYE VE ARJANTİN’İN BAŞLICA EKONOMİK GÖSTERGELERİ

 

 

1998

1999

2000

2001

İhracat

(Milyon $)

Türkiye

26.974

26.587

27.775

28.620 a

Arjantin

26.440

23.330

26.409

24.711 a

İthalat

(Milyon $)

Türkiye

45.921

40.671

54.503

37.154 a

Arjantin

31.400

25.510

25.243

19.380 a

Dış Borçlar (Milyar $)

Türkiye

97,2

103,1

119,6

118,8

Arjantin

142

147

154

132

TÜFE (%)

Türkiye

84,6

64,9

54,9

54,4

Arjantin

0,9

-1,8

-0,7

-1,5

GSYİH

(Milyar $)

Türkiye

196,9

183,3

199,4

Arjantin

298,9

283,3

284,9

 

GSYİH Büyüme Hızı (%)

Türkiye

3,1

-4,7

7,4

Arjantin

2,0

-5,2

0,5

 

Fert Başına Milli Hasıla ($) b

Türkiye

3.259

2.879

2.948

Arjantin

8.277

7.744

7.695

 

Nüfus (Milyon)

Türkiye

63,5

64,3

67,8

Arjantin

36,1

36,6

37,0

 

Döviz Kuru

Türkiye

(TL:$)

261.415

418.823

626.520

1.228.221

Arjantin

(Ars:$)

1,0

1,0

1,0

1,0

İşsizlik Oranı (%)

Türkiye

6,7

7,4

6,3

8,0 c

Arjantin

12,4

13,8

14,7

18,1

Yabancı Sermaye Girişleri

(Milyon $)

Türkiye

976

817

1.719

1.912 d

Arjantin

13.969

28.588

12.328

6.157 e

a